Sanatın Modern Dönüşümü: Geçmişin Işığında Yepyeni Bir Çağ

Bu yazıda bahsettiğimiz dört sanatçı için hayalî olarak yazdıklarımı elbette günümüzde gerçekleştiren saygın pek çok sanatçı var ve gerçekten vermek istedikleri mesajları topluma iletme konusunda çok yetenekliler. Ancak bizim maksadımız, sanat tarihinde ufak bir gezinti yapmak ve bu gezintiyi yaparken de hayal dünyamızın kapılarını, günümüz çağının yaşantılarıyla harmanlamak.

 

Sanat, tarihin derinliklerinden günümüze uzanan bir yolculukta, usta sanatçıların elinden çıkan eserlerle zihinlerimize derin izler bırakmış zenginlik kaynağıdır.

Bu yolculuk esnasında hemen hemen herkesin bir yerde karşılaştığı isimler var; Michelangelo, Leonardo da Vinci, Van Gogh ve Picasso gibi büyük ustalar günümüz teknolojisiyle buluşabilseler neler olurdu, hayal edebiliyor musunuz? Bu düşünsel yolculuk ile geçmişin büyük ustalarının, modern dünyanın teknolojik nimetlerini kullanarak sanat dünyasına nasıl yeni bir soluk getirebileceklerini, dünyanın son beş yıl içerisinde yaşamış olduğu tüm zorlukları ve güzel gelişmeleri bizlere nasıl sunabileceklerini hiç düşündünüz mü? Gelin bahsi geçen bu usta isimlerin hayatlarından küçük kesitler sunarak hep beraber neler olabilirdi diye düşünmeye başlayalım.

Michelangelo (1475–1564) hepimizin de bildiği, sanatın o eşsiz dönemlerinden en çok dikkat çekeni; Rönesans döneminin önde gelen sanatçılarından birisidir kendisi. Özellikle heykeltıraş olarak tanınan Michelangelo, heykellerinin yanı sıra resim ve mimarlık alanında da büyük eserlere imza atan usta bir sanatçı olmuştu ve kendisinden sonra gelen pek çok ismin ilham kaynağıydı. Özellikle Vatikan’da bulunan Sistine Şapeli tavanındaki fresklerini (Duvar Resimleri) hiç gördünüz mü? Başınızı şapelin tavanına kaldırdığınızda Hristiyan teolojisinin önemli sahnelerini anlatan büyük bir kompozisyona bakarken muhakkak yanınızda baş dönmesinden dolayı sendeleyip düşmenizi engelleyecek birileri olmalı.

Şimdi ise sizi Leonardo da Vinci (1452–1519) ile tanıştırayım. O bir dâhi!  Rönesans'ın çok yönlü düşünebilen sanatçı isimlerinden bir dâhi. Resim, heykel, mimari, matematik, mühendislik ve anatomi gibi birçok alanda çalışmışları bulunan sanatçıdır kendisi. En ünlü tablolarından biri hangisi diye sorsam, vereceğiniz cevabı duyar gibiyim. Evet, “Mona Lisa!” Sanatçının bu eserinde yer alan figür, gülümsemesiyle tartışmalara neden olmuş, hatta bakışlarıyla bizi takip ettiğini bile hissettirmiştir. Birkaç kez çalınması söz konusu olmuş, isminin çok duyulması nedeniyle ise onu yakından görmeyenler için devasa ölçülere sahip bir eser niteliğini kazanmıştır. Ama durun! Mona Lisa neredeyse bir diz üstü bilgisayar boyutlarındadır. Onun bu boyutunu yakından bizzat gören birisi olarak, şaşkınlığımı sergilendiği müzede gizlemem zor oldu doğrusu. Ama işte bu gizem bile onun ne kadar büyük bir sanatçı olduğunu bizlere kanıtlamaz mı?

Gelelim Hollandalı sanatçı Van Gogh’a (1853–1890), o Post-Empresyonizm hareketinin öncülerinden birisi. Sanat kariyeri boyunca birçok tablo üreten sanatçı, özellikle renk kullanımı ve dışavurumcu tarzıyla tanınır. He bir de “Yıldızlı Gece” ve “Ayçiçekleri” gibi tabloları ile… Kimi zaman çılgın, kimi zaman deli… Hayatı, anlatsak roman olur denilecek sanatçılardandır kendisi.

Az daha Picasso’yu unutuyordum. Hiç unutulur mu? Çünkü sanat ile ilgilenmeyen çoğu insan, onun geçmiş yaşantısını ve deneyimlerini bilmeden resimlerini görünce bir ön yargıya kapılır. Kabul edin hemen hemen çoğunuz onun resimleri için, “Bunu ben de yaparım!” demişsinizdir. Ama o işler öyle kolay olmuyor. Kübizm akımının öncüsü olan sanatçı, geometrik formların ustasıdır ve Picasso’nun bazı tablolarında figürlerin anatominin geleneksel kurallarına uymadığına sıkça rastlarız. Bu durumu esprili bir şekilde ifade edecek olursak, “Picasso'nun tablolarındaki figürlerin bir gözü sanat dünyasına, diğer gözü çağdaşlığa ve bir diğer gözü de… neden olmasın, belki de geleceğe bakıyordur!” diyebiliriz.

Şimdi gelin hep beraber ismine değindiğimiz usta dört sanatçının, dünyamızın yaşamış olduğu son beş yılı bizler ile yaşamış olduklarını hayal edelim. Ama bu sanatçıların yaşamlarını ve sanat anlayışını günümüze uyarlarken dikkat edeceğimiz birkaç husus olmalı: sanat alanında gelişen teknolojiler neler ve hangi sanatçılar bu teknolojiye daha uygun yaşayabilir? Bu sorulardan yola çıkarak yazımıza devam edelim.

Acaba başrol sanatçılarımız günümüz çağında yaşıyor olsaydı eserlerini oluştururken hâlâ geleneksel yöntemlerini kullanmaya devam ederler miydi? Aslında resim ve heykel alanında oluşturulan günümüz sanat eserlerinin belirli bir kısmının hâlâ geleneksel tekniklerle ilerlediğini görüyoruz. Tabii ki bu resimlerden alınan sanatsal haz bir başka, ona sözümüz yok. Ancak, düşünsenize Michelangelo ve Van Gogh günümüze gelmişler ve hâlâ renklerin pigmentlerini araştırıyor ya da bir heykel için çamur peşinde koşuyorlar. Hiç sanmıyorum. Tahminlerim şu yönde ki, siz de bence bana katılacaksınız: bu dâhi isimler bu üstün yetenekleri varken Michelangelo neden bir 3D Yazıcı kullanmasın ya da Van Gogh neden resimlerini bir tablet üzerinden sınırsız renk skalası yardımıyla kolaylıkla oluşturmasın? Ayrıca Michelangelo’nun, Sanat Tarihi'ni bir adım öteye taşıyarak sanal gerçeklik (VR) teknolojisiyle etkileşimli heykeller oluşturmasına ne dersiniz?  İnsanlar, San Pietro veya Davut heykellerini sanal dünyada 360 derece deneyimleyebilir, onun atölyesine sanal bir yolculuk yapabilmenin tadını doyasıya çıkarırlardı. Van Gogh ve Arttırılmış Gerçeklik (AR) Teknolojisi peki? Van Gogh’un eserleri ile uyumu muhteşem olurdu değil mi? Sanatçı, gerçek dünya ile sanal dünyayı birleştirerek artırılmış gerçeklik (AR) sergileri düzenler ve ziyaretçiler, “Yıldızlı Gece” tablosunun ortasında durarak resmin içine adım atabilir, renk cümbüşünü daha derinden deneyimleyebilirlerdi. Ama “Yıldızlı Gece” isimli tablosunun o ahenkli gökyüzü sarmalını gençlerin giydiği kıyafetlerde görmesi hoşuna gider miydi? Bilemiyorum. Bir de hastalıklarla ve zihinsel sağlık sorunlarıyla ilgili resimler yapmış bir sanatçı olarak, geçtiğimiz yıllarda yaşamış olduğumuz Korona Virüs salgınını resimlemeyi düşünür müydü? O, hastalığın rengini yaşadığı dönemlerde en iyi kullanan usta bir sanatçı. Elinde teknolojik çağın imkânları varken hastalığın belki de bin bir rengi ile karşımıza çıkardı ve bunları NFT yani dijital işlerin internet üzerinden alım satım işleminin gerçekleştirilmesini sağlayan teknoloji yoluyla bizlere sunardı. Ya da Instagram üzerinden salgından dolayı kapanan galeriler yerine kendi sanal galerisini oluşturur onları konularına uygun hashtag’ler (#) kullanarak sevenleriyle paylaşırdı. Geçmiş yaşantısına kıyasla günümüz yaşantısında kısa sürede milyonları bulan bir hayran kitlesine ulaşması da şüphesiz!

Ya dâhi isim Leonardo ne yapardı acaba? Hadi usta sanatçıyı da biraz yapay zekâ ve robotik tasarımlar ile ilgilenen bir sanatçı olarak hayal edelim. Leonardo belki de o sivri zekâsı sayesinde yapay zekâyı kullanarak sanat eserlerindeki detayları optimize edebilir veya belirli konulara odaklanarak yapay zekâ ile etkileşimli sanat deneyimleri ortaya çıkarabilirdi. Örneğin, izleyicilerin hislerine ve tepkilerine bağlı olarak değişen bir enstalasyon oluştursa çok iyi olmaz mıydı? Ya da robotlarıyla dünya çapında sanat festivallerinde sergiler açar, teknoloji-sanat birlikteliğine olan katkılarıyla ünlü olurdu.

Başrol sanatçılarımızdan savaşın ressamı dediğim sanatçıya geldi sıra. Şimdi yazacaklarım “Bunu ben de yaparım!” diyenlere ithafen! Picasso, savaşın sanatçısı… “Guernica” adlı eseri ile İspanya İç Savaşı sırasında bombalanan Guernica kasabasına muhteşem bir atıfta bulunarak oradaki halkın acısını resimleri ile dile getirmiş bir sanatçı. Geçmişte bunu başaran bir sanatçı olarak günümüzde de son yıllarda yaşanan savaşın dehşetini ve sivillerin acılarını güçlü bir şekilde ifade edemez mi? Günümüzdeki savaşlar ve insanlık dramı karşısında bence sağduyulu hiçbir sanatçı sessiz kalmaz! Aynı Picasso’nun yapacağı gibi. Muhtemelen, eserine “Çağımızın Çaresiz Çığlığı” gibi bir isim verir ve günümüzdeki çatışma bölgelerinde yaşanan trajedilere derin bir bakış sunardı. Filistin’e değinirdi mesela. Kim bilir? Bu eseri, Picasso'nun Guernica'da yaptığı gibi, izleyicilerde derin düşünce ve duygu uyandıran, savaşın insanlık üzerindeki yıkıcı etkilerini gözler önüne seren bir başyapıt olurdu.

İşte böyle! İnsan hayal dünyasına dalınca neler üretebiliyor, ne senaryolar çıkabiliyor fark ettiniz mi? Sizler de bu yazının devamı için zihninizin hayal dünyasındaki yolculuğuna devam etmesine izin verin lütfen.

Unutmayın! Herkes hayallerinin usta sanatçısıdır.